2009'un Başından Beri Devam Ettiğimiz TA Orginal Theme v1.5 'i Geliştirerek v2.0 İle Karşınızdayız. Görselliği ve Kolay Kullanım Olanaklarını Titizlikle Gerçekleştirdik.

Yorumları Buradan Takip Edebilirsiniz.

Facebook Sayfasına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Hack l TurkishAjan Turkish Hacking&Security Forum

Unicef

Hack l TurkishAjan Turkish Hacking&Security Forum » TA General Forums » Hobiler ve El Sanatları » Çömlekçilik ve Seramik
Hobiler ve El Sanatları Hobiler ve El Sanatları İle İlgili Bölümümüz...


Yeni Konu açCevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme Stil
Alt 03 Ekim 2009   #1 (permalink)
hocam78 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Üsteğmen
  • Üyelik tarihi: 20 Eylül 2009
  • Mesajlar: 168
  • Konular: 139
  • Ettiği Teşekkür: 0
    18 Mesajında 29 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Çömlekçilik ve Seramik

Çömlekçilik ve Seramik

Seramik

Doğanın bize sunduğu en verimli maddelerden biri toprak. Yediğimiz içtiğimiz en hayati şeylerin kaynağı o olduğuna göre toprak olmadan yaşayamayacağımız açık. Bunun üzerine tartışmak elbette gereksiz. İşte toprağın sebze yetiştirmekten başka bir kullanım alanı var ki hayati önemi tartışmaya açık olmakla birlikte çok amaçlı, çok kullanışlı, çok keyifli bir şey: Seramik.

Genel birkaç bilgi ve kısa tarihçe

Seramik, kökenini Yunanca’dan alıyor. Bu dilde “kil” anlamına gelen “keramikos” veya “boynuz” demek olan “keramos” sözcüklerinden türemiş olduğu söyleniyor. Boynuz şeklindeki bir tür çömlekten bu bilgi çıkarılmış. Tarihin en eski çağlarında keşfedildiği üzere, kil veya toprak ile su karıştırıldığında, şekil vermesi kolay bir çamura dönüşüyor. Bunu yüksek derecelerde pişirdiğimiz zaman ise ortaya sert bir madde çıkıyor.

Bunları şüphesiz biliyorsunuz ama bu harika sanat dalına uygun bir giriş yapmamız da gerekiyordu haliyle. Bu noktadan sonra bazılarınızın bilmediğini tahmin ettiğimiz şeylerden bahsedeceğiz. Mesela şunun gibi: Seramik, bir ya da daha fazla ****lin, ****l olmayan elementler ile birleşmesi ve pişirilmesi sonucu ortaya çıkan inorganik bir bileşiktir. Ana malzeme olarak kullanılan kil, biliyor olabileceğiniz gibi taş ve kayaların uzun yıllar içinde dış etkenler sonucu parçalanıp ufalanması sonucu meydana gelen kum benzeri bir maddedir. Elbette günümüz seramik sanatı uygulamalarında kulanılan kil, birtakım fabrikasyon süreçlerden geçer ve kullanıma hazır hale gelir. İçine katılan bazı ek maddeler ile farklı tiplerde seramik üretimi yapmak mümkün olabilir.

Seramiğin pişme derecesi gibi erime derecesi de neredeyse 2000 derece civarında seyreder. Yani kil ile suyu birleştirip mutfak fırınında çömlek yapma hayali kurulmasın boşuna diye söylüyoruz. Bunun için büyük, çok yüksek enerji üreten ve harcayan özel fırınlar vardır. Bu pişme ve erime sıcaklıklarını düşürmek ve üretimi kolaylaştırmak için seramik yapımında kullanılacak malzemenin içine bazı yabancı maddeler de eklenir. İşin sanatsal yönünden başka, ileri teknoloji seramikleri olarak adlandırılan ve çeşitli bileşimlerle oluşturulan sentetik seramikler, aşınmaya dayanıklı makinelerde, taşıtlarda, uzay araçlarında, bilgisayar ve makine üretiminde, tıpta, elektrikte kullanılıyor. Seramik kullanan kurşun geçirmez yelekler bile var.

Seramiğin keşfinin temeli, haliyle ateşin bulunmasına kadar uzanıyor. İlk çağ insanları, yediklerini, içtiklerini içine koymak için kaplara gereksinim duymuş oldukları için buna mecburi bir keşif de diyebiliriz. Gerçi bunun bir yangın sırasında tesadüfen olduğunu söyleyenler de var ama bunu kim kesin olarak kim bilebilir ki?

Anadolu’da, Yunanistan’da, Uzakdoğu’da seramik işlevsel kullanımının yanı sıra, dinsel anlamda da bir araç olmuş. Çok dinli dönem insanları, seramik heykellere tapınmıştır. Çatalhöyük’te bulunan seramik kaplar, seramik tarihinin MÖ 6000’lere kadar uzandığını gösterir. Zaman içinde seramik tuğlalardan evler, saraylar, yollar da yapılmaya başlamıştır. Elbette günümüze yaklaştıkça işin zanaat tarafı kadar sanatsal yönü de ağır basmaya başlamıştır.

Bugün seramik çanak çömlek üretimi daha çok fabrikasyona kaymış olsa da başta Avanos, Karasu, Kınık olmak üzere çömlekçiliğin faal olarak yaşatıldığı yerler de vardır. Seramik sanatında söz sahibi olan illerimizden İznik, Kütahya ve Çanakkale’yi de ismen anmadan geçmeyelim.

Temel seramik yapımı

Diyelim ki basit, standart şekilli bir çanak yapacaksınız. Bunun için, uygun olan çamuru alır ve dilerseniz elde oyarak, dilerseniz de torna dediğimiz hızlı devirde dönen yuvarlak tabaka üzerinde şekillendirme yapabilirsiniz. Tornayı tarif etmek için sinema tarihinin en bilinen sahnelerinden birini hatırlatacağız: “Hayalet” (Ghost) filminde bir seramik sanatçısını canlandıran Demi Moore’un üstü başı çamur olmuş halde gece gece çömlek yapmaya çalıştığı dönen bir alet vardır. Motorlu bir cihazdır, bir pedalı vardır ve üzerinde pedala basınca dönen, ağır, yuvarlak bir ****l tabaka bulunur. Bacaklarınızı iki yana açıp torna taburesine oturursanız çalışmanız kolaylaşır.

Torna tabakasının üzerine, tam ortasına önce fındık kadar bir çamur parçasını yapıştırmak gerekir. Sonra, yapacağınız şeyin büyüklüğüne göre bir miktar çamur alıp yuvarlamalısınız. Bunu, o minik çamur parçasının üzerine denk gelecek şekilde hızla tornanın üzerine bırakırsınız ve tabakaya sabitlersiniz. Üzerini biraz ıslatıp elinizle bu çamur topunu kavramak ve her yerinin ıslanmasını sağlamak, elden geldiğince de yamru yumru kısımları düzeltmek gerekir. Bundan sonrası çok zevklidir; pedala basıp tabakayı döndürmeye başladığınızda, avuçlarınızı açıp hamuru kavrayarak ona şekil vermeye başlarsınız. Baş parmaklarınızı ortaya batırdığınızda bir çukur açılır. Bundan sonra dikkatlice çeperleri inceltmelisiniz. Artık çanak mı, çömlek mi, vazo mu ne isterseniz şekil verebilirsiniz. Çok dikkat isteyen bir iştir bu; bir kere dengesi bozuldu mu hop diye kayar, her şeye yeniden başlamak zorunda kalırsınız.

Sadece çanak değil, heykel çalışmaları da yapabilirsiniz. Bunun için tornaya ihtiyacınız yok. İrice heykeller için şamotlu çamur dediğimiz daha iri taneli ve pütürlü, açık renkli çamur tercih edilir. Çalışmaya ara verdiğiniz zaman, eserinizin her tarafını hava geçirmeyecek şekilde naylon poşetle kaplamalısınız. İki gün sonra devam etmeye kalktığınızda kurumuş bir yarım heykelle karşılaşabilirsiniz ki bu pek keyifli bir durum değildir.Diyelim ki çok beğendiğiniz bir vazo var ve siz onun birkaç tane seramik versiyonunu yapmak istiyorsunuz. Yapmanız gereken işlem kabaca şu: Tercihen fayans bir zemin üzerinde, vazonuzu içine alacak şekilde tahtadan, üzeri açık bir kutu yapıyorsunuz. Çit gibi düşünün, etrafını çevreliyorsunuz yani. Vazonun üzerine özel bir kayganlaştırıcı madde sürülüyor, kayganlaştırıcı yoksa bolca vazelin de olur. Kutunun içi ise bildiğimiz beyaz alçı ile dolduruluyor. Ertesi gün alçı kurumuş oluyor ve tahtaları ayırıyorsunuz. Alçının içinden vazoyu nasıl çıkaracağınızı düşünebilirsiniz bu aşamada; işte orada size bu işi öğreten kişi işin püf noktasını anlatacak. Vazonun yapısına göre alçıyı iki parçalı kalıplamayı öğreneceksiniz ve bu parçalar lego gibi birbirine geçmeli olacak. Bunların içine sıvı çamur döküp pişirdiğiniz ve sonra kalıpları ayırdığınız zaman elinizde beğendiğiniz vazonun tıpkısı olacak.

Sıra geldi boyamaya... Temelde iki tip boya kullanılır; tekrar fırınlama isteyen ve istemeyen. Diyelim ki tornada yaptığınız çanağı pişirdiniz, onu fırçayla renklendirmek istiyorsunuz. Pişirme istemeyen boyayla bunu yapabilirsiniz ama onu bir mutfak eşyası olarak kullanmayı düşünemezsiniz; çünkü yıkadığınız zaman boya akar. Şimdi de diyelim ki vazonuzu fırınlama isteyen boyayla boyayacaksınız. Bunun için bir püskürtme aletine ve maskeye ihtiyacınız olacak. Bu tip boyayı, pişmiş vazonuzun üzerine sıkarak uygulayabilir, onu tekrar fırına verebilir ve sonuçta parlak, kaygan, yıkanabilir bir renkli yüzey elde edebilirsiniz.

Seramik sanatıyla uğraşmak, insanı oldukça rahatlatır. Avuçlarınızın içindeki toprağın vücudunuzdaki negatif elektriği aldığını hissedersiniz. Ama ağır işçilik istediğini de unutmayın; kilo kilo çamur yığınlarını taşımanız, yoğurmanız, sabırlı ve dikkatli olmanız, üstünüzün başınızın devamlı kirli olacağını kabul etmeniz gerekir. Üzerinde uzun uzun uğraştığınız eser fırında kırılabilir, çatlayıp patlayabilir. Bu tip durumlara hazır olmalısınız. Evde kolay kolay yapılacak iş değildir. Mutlaka bir seramik atölyesinde çalışmayı gerektirir.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
hocam78 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Ekim 2009   #2 (permalink)
hocam78 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Üsteğmen
  • Üyelik tarihi: 20 Eylül 2009
  • Mesajlar: 168
  • Konular: 139
  • Ettiği Teşekkür: 0
    18 Mesajında 29 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: Çömlekçilik ve Seramik

Cevap: Çömlekçilik ve Seramik

Pişmiş topraktan seramik, çömlek, fayans, porselen v.b. yapma sanatı.

8000 yıl önce, kaba kilden yapılmış ilk eşya, güneşte veya ateş üzerinde kurutulurdu. Ortadoğu'da, V. bin yıla doğru, meydana çıkan fırın çömleklerin kırılma tehlikesi olmaksızın kurutulmasına imkân sağladı. Çömlekçi çarkı da bu dönemde icat edilmiştir.

Mısırlı çömlekçiler pek erken çağlarda çarkta çevirmeyi ve fırında pişirmeyi uygulamağa başlamışlardı, hattâ sırlamayı (emay) bile biliyorlardı (M.Ö. 3000). Bu teknik, Avrupa'ya çok daha sonra gelecektir.

Yunan çömleklerinin ünü, kırmızı toprak üzerine yapılmış siyah angoblardan (yüzeye uygulanmış dekorlar) gelir. Bu vazolar geometrik desenlerle (M.Ö. X. yy.), hikâyelerden alınan sahnelerle (M.Ö. VII. ve VI. yy.) süslenir. Genel olarak vazoların süslemesi, bir resimli roman okurmuş gibi hikâyenin izlenmesine yarayan, enine şeritlere bölünür.

Avrupa'da, Ortaçağ'da henüz kaba-saba ve ağır olan seramik, giderek gelişip mükemmelleşir ve XVI. yy.da yüksek bir teknik düzeye ulaşır. XVIII. yy.da, Saksonya porseleni ve Fransa'da, Sevres ve Limoges porselenleri gerçek sanat eserleri olarak kabul edilmektedir.

Anadolu, pek çok eski sanat gibi çömlekçiliğin de beşiği sayılır. Eski Bronz I, II, III, IV, V ve VI çağlarına ait çömleklere Truva'da, Güney Anadolu'nun arkeoloji araştırma bölgelerinde, Kültepe ve Boğazköy gibi eski yerleşme merkezlerinde rastlanır. Doğu Anadolu'da bulunan Urartu çömlekleri Hitit sanatının devamıdır.

KARMAŞIK BİR TEKNİK

Çömlekçilikte, kil veya kumtaşı kullanılır. Önce toprak, pisliklerinden arıtılır, sonra suyla yoğrularak pürtüksüz, homojen bir hamur meydana getirilir.

Sonra elde (modelaj) veya kalıpta (mulaj) yapılabilen, biçimlendirme işlemine sıra gelir. Güney Amerika'nın bazı köylerinde bugün de kullanılan bir tekniğe kolombin adı verilir: küçük bir hamur rulosu sarmal biçimde sarılıp sonradan perdahlanır.

Çevirme en çok kullanılan yöntemdir. Çömlekçi çarkı, bir mile takılmış iki yatay tekerlekten oluşur: bacağın düzenli bir hareketiyle çalıştırılan alt tekerlek, kil yığınının konulduğu üst tekerleği döndürür. Bu çevirme sayesinde, çömlekçinin usta parmaklarının baskısı, toprağa biçim vermeğe (çatmak) yeter.

Mat ve cilâlı çömlekler vardır. Matlara (çiçek saksıları, kiremitler) hiç bir madde sürülmez. Daha çabuk kırılabilen cilâlı çömlekler ise hem ateşe dayanıklı, hem de su geçirmez niteliktedir; 900 ile l 000 derece arasında birinci pişirmeden sonra, ikinci kez fırına verilirken bunlar cilalanır.

PORSELEN

Porselen, esası kaolin olan, genellikle beyaz ve yarısaydam, renksiz ve saydam bir emayla kaplı ince ve sıkı bir hamurdan yapılır. Yumuşak porselenler l 250 derecede bir defa pişirilir ve yarısaydam kalır. Sert porselenler l 000 derecede ilk pişirmeye tabi tutulur; üzerlerine renkli veya renksiz bir sır geçirilir; sonra yeniden, l 400 derecelik fırına verilir, sonra da süslenir (sır altında süsleme) ve üçüncü defa fırınlanır.

Fırından çıkartılmadan önce (açık ateşli ilkel fırın, raflı fırın) pişmiş toprağın çatlamaması için, yavaş yavaş soğutulmalıdır.

Bugün çömlekçi ustaları, Çin veya Japon pişirme yöntemlerinden, kabartma süsleme yöntemlerine veya Bernard Palissy'nin ün kazandırdığı alacalı emay yöntemine kadar çok çeşitli tekniklere başvururlar. Ayrıca, sanayi yöntemleri de (kalıplama ve dökme) tek bir kalıptan pek çok örnek çıkartılmasına imkân verir.



İtalya'nın Faenza kentinde yapılmış (1497) bir tabak. «Fayans» sözcüğü adını bu kentten alırsa da, aslında bu sanat Mezopotamya'da doğmuştur. XVI. yy.dan başlayarak Avrupa'da büyük ilgi görmüş, ama giderek yerini «porselen»e bırakmıştır.



Seramik Müzesi, Fransa. XVIII. yy. yapımı bu renk renk kuşlara bakarak, porselenciliğin Çin'de çok eski geleneği olan, ince bir sanat olduğu sonucuna varabiliriz. Grog-Larven koleksiyonu.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
hocam78 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Ekim 2009   #3 (permalink)
hocam78 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Üsteğmen
  • Üyelik tarihi: 20 Eylül 2009
  • Mesajlar: 168
  • Konular: 139
  • Ettiği Teşekkür: 0
    18 Mesajında 29 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: Çömlekçilik ve Seramik

Cevap: Çömlekçilik ve Seramik

Renkli cam parçalarından yapılan yarı saydam pencere süslemesi. Renkli camın mimarîye girişi ve kendine özgü bir sanat oluşturuşuna dair elimizdeki en eski buluntular XII. yy.a aittir. Oysa, renkli camın varlığı ve çeşitli kullanım biçimleri çok eskilere gider.

Türklerin Orta Asya'da yerleştikleri bölgelerde yapılan kazılarda ele geçen cam parçalan, onların bu sanat hakkındaki ileri bilgilerini ve ince kullanım biçimlerini kanıtlayıcı niteliktedir. İran üzerinden Anadolu'ya gelirken Türkler bu sanatı getirdiler ve geliştirdiler. Selçuklu mimarları, Artukoğullarında da görülen ve «şemsiye» denilen cam süslemeleri kullandılar. Fakat Selçukluların son derece incelmiş ve gelişmiş vitray örnekleri, Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadâbâd Sarayı kazılarında ele geçen cam parçaları ve alçı süslemeler vardı.

Osmanlı mimarları ise önce Selçuklu etkisinde çalıştılar, ama sonra kendilerine özgü vitray üslûbunu buldular. Evlerde, cami, medrese, şifahane, saray gibi anıtsal binalarda vitraylar normal pencere dizisinin üstünde oluyordu. «Kafa penceresi» denen bu nakışlı camlar, bitkisel ve geometrik şekillerle nefis bir bezeme biçimi oluşturuyordu. Bu camlardan süzülen ışıklar yapı içinde değişik yansımalar yapıyordu. Osmanlı vitrayının en güzel örnekleri Süleymaniye, Rüstempaşa, Yeni Cami gibi büyük mabetlerde, Topkapı Sarayı, Hünkâr Kasrı v.b. saray, kasır ve yalılardadır.

Hıristiyan sanatında da elde bulunan ilk vitraylar XII. yüzyıldan kalmadır. O zamanlar Roma resim sanatıyla rekabet eden vitray, çok parlak ve gözalıcı renklerde camlarla, perspektifsiz ve kabartısız olarak basit kompozisyonlar halinde yapılıyordu.

Chartres, Vitray Ülkesi

XIII. yüzyılın başlarında Fransa'da Chartres şehri vitray sanatının en büyük merkezi oldu. Chartres Katedrali'nde XII. yüzyıldan kalma renkli birçok pencere camı varsa da bunların çoğu 1200-1240 yılları arasında yapılmıştır. Yapılara elden geldiğince bol ışık sokmak isteyen gotik çağ mimarları pencereleri gittikçe daha büyük yapıyorlardı. Bu yüzden kilise süslemeleri, Roma kiliselerinin iç duvarlarını kaplayan fresklerden değil vitraydan oluşabilirdi.

O devirde renkli cam ustaları, renk düşkünü çağdaşlarının zevkini okşamak için renkleri elden geldiğince çeşitlendirmeğe çalışıyorlardı; bu yüzden Aziz Bernard, perhiz ve çile amacıyla kendi tarikatına giren keşişlerin bundan uzak durmalarını ve renksiz camları yeğ tutmalarını istemişti. Hıristiyan cam ustalarının bu renk araştırma düşkünlüğü biraz da İncil hikâyelerinden gelir. Chartreslı ustaların ustalığı sayesinde Beauce, zamanla bir vitray odağı haline geldi ve vitraycıhk buradan bütün Fransa'ya (Bourges, Paris, Tours, Le Mans, Rouen) ve komşu ülkelere, özellikle İngiltere (Canterbury) ve Almanya'ya yayıldı.

Işık Resmi

XIV. ve XV. yüzyılda vitray değişikliğe uğradı. Renkli pencereler dana büyüdü, camlar daha aydınlık oldu. Gümüş sarısının ve külrenginin baskın olduğu beyaz camlar üstünlük kazandı. Resim gibi vitray da gerçeğe uygunluğu göz önünde bulundurmağa yöneldi. XVI. yüzyılda çoğu oymalı çift kat camlar pek çok değişik tona olanak sağladı. Ama vitray tek cam üstünde renkli bir resim olmağa yöneldi.

XVII. yüzyıldan itibaren bu sanat desenden çok etkilendi. Basit kompozisyonlardan ve az sayıda canlı renklerden oluşan vitray yapma zevki XIX. yüzyılda doğdu. Büyük ressamlar (İngres, Delacroix) modeller yarattılar. Geleneğe dayanan ya da yeni tekniklerden yararlanan vitray böylece anıtsal sanat içindeki yerini aldı.

Camdan Bir Mozaik

Vitray, doğrudan doğruya renkli yapılmış veya sonradan boyanmış yarı saydam camların, kurşun çubuklar, alçı ya da çimento yardımıyla birleştirilmesiyle meydana gelir.

Bu işte kullanılan camlar silis (kum), potas (odun külü) ya da soda (deniz tuzu) yardımıyla elde edilir. Silis erirken maden oksitleri karıştırılarak renklendirilir. Sonra üflenir, soğutulur, sonra yapılacak desene göre kesilir. Henüz sıcak olan cam çift kat yapılabilir: ayrı renkte iki cam levha üst üste yapıştırılır, ortaya çıkan cam gravür izlenimi verir.

Daha önce pişmiş olan cam, camlaşabilen renklerle boyanabilir ve bu takdirde yeniden fırınlanır. Daha sonra cam parçaları birbirine kaynak yapılmış kurşun çubuklarla birleştirilir, ondan sonra hepsi birarada madenî çerçevelere yerleştirilir. Küçük cam parçalarından oluşan bu birleşik bütün, esnek olduğundan vitray hem kımıldatılabilir, hem de çok dayanıklı olur.



(Solda) Saint-Denis Katedrali'nde XII. yy. vitrayı. Fresk ve mozaikler gibi vitraylar da resimli kitaplara benzer: bunlarda sık sık kutsal tarihten evrelere yer verilir.

(Ortada) Bir vitrayda anlatılan Şarlman'ın hayat öyküsü. Chartres Katedrali'nin 160 penceresi XIII. yy.da, 2,600 metrekare renkli camla süslenmiştir. Bu bütün, vitray sanatının en başarılı örneklerinden biri sayılır.

(Sağda) Paris'te, Notre-Dame Katedralinin güney yüzündeki gülbezeklere bir örnek.

Modern Vitraylar

1920'lerden bu yana daha yalın bir vitray anlayışı ortaya çıktı. Notre-Dame du Raincy Kilisesi'nde Auguste Perret «oyuk duvarlar» yarattı, Maurice Denis buralara Ortaçağ'ınkiler kadar göz kamaştırıcı vitraylar yerleştirdi. Chagall, Leger ve Bazaine gibi ressamlar da buna benzer vitraylar yaptılar, ister figüratif, ister soyut olsun vitraylar modern mimarîye uydurulmakta ve doğrudan doğruya betonarme içine yerleştirilmektedir.

Boyaların Sırrı

Cam hamuruyla oksidin karışımı, istenilen renge göre çeşitlendirilir. Bakır dioksitle yeşil, mangan dioksitle erguvan, çok ince bakır tozlarıyla kırmızı, bakır karbonatla mavi, kobalt oksitle lâcivert cam elde edilir. Ortaçağ'da kırmızı fonlar, mihraba göre güneşe bakan güney tarafa yerleştirilirdi; kuzey tarafa konan mavi fonlar da en geçirgen yarı saydam camların geçirebildiği kadar aydınlık sağlardı. Bununla birlikte hiç kimse rahip Suger'in yaptırdığı Saint-Denis'deki mavi camlarda Chartres'daki mavi camların sırrını çözememiştir.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
hocam78 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu açCevapla

Etiketler
Çömlekçilik , seramik

Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:



Saat: 03:13.

Powered By vBulletin Version 3.x.x
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Tüm Telif Hakları TurkishAjan'a Aittir © 2008 - 2011
TurkishAjan.Com/Net/Org l Turk Hack ve Güvenlik Forumları



Sitemiz; hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. 5651 sayılı yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple sitemiz, "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri abuse[at]turkishajan[dot]com mail adresinden yada İletişim bölümünden bizlere ulaşabilirler.


5, 6, 9, 12, 8, 11, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 216, 151, 19, 328, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 141, 28, 29, 30, 176, 31, 32, 33, 34, 36, 37, 38, 39, 197, 193, 192, 189, 198, 48, 49, 191, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 190, 59, 60, 61, 62, 63, 199, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 211, 85, 86, 97, 98, 179, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 110, 194, 195, 196, 188, 120, 121, 122, 271, 136, 142, 140, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 177, 178, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 200, 201, 214, 215, 219, 235, 236, 270, 218, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 234, 242, 240, 269, 272, 233, 268, 247, 237, 248, 238, 239, 241, 243, 244, 245, 246, 251, 249, 250, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 321, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 273, 275, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 292, 317, 319, 318, 316, 310, 311, 312, 313, 314, 320, 324, 323, 326, 327,