2009'un Başından Beri Devam Ettiğimiz TA Orginal Theme v1.5 'i Geliştirerek v2.0 İle Karşınızdayız. Görselliği ve Kolay Kullanım Olanaklarını Titizlikle Gerçekleştirdik.

Yorumları Buradan Takip Edebilirsiniz.

Facebook Sayfasına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Hack l TurkishAjan Turkish Hacking&Security Forum

Unicef

Hack l TurkishAjan Turkish Hacking&Security Forum » TA Turkey » Türkiye ve Türk/Osmanlı Tarihi » 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri
Türkiye ve Türk/Osmanlı Tarihi Turkey and Turk/Ottoman Historical / Türkiye ve Türk/Osmanlı Tarihi İlgili Paylaşımları Bulabileceğiniz Bölümümüz...


Yeni Konu açCevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11 Mart 2009   #1 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

UYGUR KOCABAŞOĞLU XIX. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN AVRUPA TOPRAKLARINDA AMERİKAN MİSYONER FAALİYETLERİ Uluslararası siyaset arenasının XIX. yüzyıldaki iki “süper” gücü İngiltere ve Rusya’nın, farklı derecelerde ve değişik amaçlarla da olsa, Bulgaristan’ın bağımsızlığı ve “özgürlüğü” yolunda çaba harcadıkları genellikle bilinir. Oysa Bulgarlar, “Ortodoks hiyerarşisinin ve Türk despotizminin” pençesinden kurtarmak amacıyla çaba harcayan ve bu uğurda pek çok emeği geçtiğini iddia eden bir başka ülke daha vardır ki, bu ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Amerika’nın yüzyılın başından itibaren bölgeye karşı artan ilgisi, özellikle Amerikan misyoner örgütlerinin çabalarıyla yüzyılın ikinci yarısında kimi ürünler vermeye başladı. Bu makalede, Amerikan misyonerlerinin, özellikle okullar ve matbaa kanalıyla, “Bulgaristan meselesi”ne XIX. yüzyılda yaptıkları katkılara ilişkin bilgiler aktarılacak. Osmanlı egemenliğine ilk giren ve son çıkan ülke olmak gibi bir özellik de taşıyan Bulgaristan’ın uluslaşma süreci, üç aşamalı olarak düşünülebilir. Birinci aşama edebiyat ve eğitim alanındaki uyanış, ikinci aşama Bulgar Kilisesi’nin Rum Ortodoks Kilisesi’nden bağımsız hale gelmesi ve üçüncü aşama da barışçı ve silahlı yöntemlerle bağımsızlığı elde etmeye yönelik siyası mücadele olarak dönemlendirilebilir. Bu aşamaların özellikle ilk ikisinde Amerikalı misyonerlerin daha fazla katkı yaptıkları söylenebilir; ancak üçüncü aşamaya katkıda bulunmadıkları ise söylenemez. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı olumsuz tutumuyla bilinen ABD Başkanı Theodore Roosevelt (1901-1909), 1912 yılında Bulgaristan için şunları söylüyordu: “Yüzyılın son üçte birinde hiçbir başka ulus Bulgaristan kadar hızlı ve büyük mesafe kat etmemiştir. Amerikalılar, bağımsızlığını kazanan Bulgar ulusunun ilk anayasasını, İstanbul’daki Konsolosları Eugene Schuyler eliyle hazırlatacak kadar bu yeni ulusa sempati duyuyorlardı . Bu tutum, Amerikan yayılmasının işlevsel araçlarından birisi olan misyoner faaliyetinin yüzyılın üçüncü çeyreğinde bölgede almış olduğu biçim ve özden olduğu kadar, ABD’nin artık bir büyük devlet olarak kendi kıtası dışındaki ciddi çıkarlarından kaynaklanıyordu. Çok kısa olarak belirtmek gerekirse, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’ya ayak basan ABCEM (American Board of Commissioners for Foreign Missions) misyonerleri, özgün amaçtan alan dinsizleri ve Müslümanları Protestanlaştırmak hedefinin geçersizliğini hemen kavradılar. Gerçekçi bir politika değişikliği ile imparatorluk bünyesindeki yerli Hıristiyanlara yöneldiler . Bunlar arasında da en fazla umut vadeden Ermeniler üzerinde yoğunlaştılar. Misyonerlerin ve genel olarak Batıların bir diğer stratejik hedefi de İmparatorluk bünyesindeki azınlıklar ya da ulusal toplulukları Türklerin “pençe-i kahrı”ndan kurtarmaktı. Bu iki amaç bir arada, misyoner faaliyetlerinin görünürdeki retoriğini oluşturuyor ve XIX. yüzyılın ikinci yarısıyla XX. yüzyılın ilk yıllarında Ermeniler ve Bulgarlar üzerinde deneme alanı buluyordu. “Avrupa Türkiyesi Misyonu” Amerikalı misyonerlerin Bulgarlarla ilk teması, öncü misyonerlerden H.G.O. Dwight ve William Schauffler’in 1834 yılında bölgede yaptıkları tetkik gezisiyle oldu . Amerikalıların Bulgarlarla düzenli ve devamlı ilişkilere geçmeleri ise Misyoner Elias Riggs’in Bulgar aydınlarıyla işbirliği yapmasıyla başladı. 1847 yılında İngilizce konuşanlar için Bulgarca bir gramer hazırlayan Riggs, Bulgar edebi uyanışının öncülerinden Konstantin Fotinoy’la yakın işbirliği içinde oldu. Fotinov, Bulgar süreli yayıncılığının öncüsü sayılan Luboslovzye adlı dergisini Amerikan misyoner matbaasında bastırdı. Aynı şekilde modem Bulgarca ile basılan ilk 100 kitabın yaklaşık 70'i, 1852 yılına kadar İzmir, daha sonra da İstanbul’da faaliyet gösteren Amerikan misyoner matbaasında basıldı . Balkan yarımadasındaki çalışmaları tek başına üstlenemeyeceğini düşünen ABCFM, o sıralar bölgede iş yapmaya hevesli bir başka Amerikan misyoner örgütüne (Methodist Episcopal Mission) ortaklık önermiş ve iki örgüt bölgeyi kâğıt üzerinde paylaşmışlardı. Buna göre, Balkan Dağları’nın Güney ve Batısındaki yöreler ABCFM’in payına düşmüştü . Tam bu sıralarda İngiltere’nin de yöreye ilgisi artmış, başta Cyrus Hamlin olmak üzere İstanbul’daki Amerikalı misyonerler ve bazı İngiliz diplomatlarının çabalarıyla, Türkiye’deki Amerikan misyonlarına yardım amacıyla London Turkish Mission Aids Society kurulmuştu. Bu derneğin Başkanı Shaftesbury Earl’ü, 1856 yılında Cyrus Hamlin’e yazdığı bir mektupta, “Bulgaristan’ın misyoner faaliyetleri açısından çok verimli bir alan olacağına inandığını" belirtiyor ve her türlü desteği vaad ediyordu . Hamlin, Schauffier, Dwight ve Riggs gibi ABCFM’in İstanbul’daki ağır topları, Bulgaristan’da faaliyetlerin yoğunlaştırılması konusunda Boston’a sürekli baskı yapıyorlardı. Amerika’nın Bulgaristan’la misyonerler vasıtasıyla ilgilenmeye başlaması ayrıca kronolojik olarak üç önemli tarihsel olayla eşzamanlıydı. Bir kere, misyonerlerin yöreyle ilgilenmeye başlamaları, Bulgar ruhbanın Rum Ortodoks Kilisesi hiyerarşisine başkaldırdığı ve kendi bağımsız kiliselerini kurmayı hedefledikleri bir döneme rastlıyordu. Ayrıca, İmparatorlukta 1856 Hatt-i Hümayun’u ile Hıristiyan topluluklara birtakım yeni haklar bahşedilirken, Paris Antlaşması’yla Osmanlı milletlerinin vesayeti Düvel-i Muazzama'ya bırakılmış oluyordu. Bulgar ulusal bilinçlenmesinde XVIII. Yüzyıl ortalarında başlayan kıpırdanmalara, ulusal bir kiliseye sahip alma özlemi de eklenince, uluslaşma yolunda önemli bir aşama sağlanmış oluyordu. Yunan isyanının başarıyla sonuçlanması, bağımsız bir Yunanistan’ın ortaya çıkması ve bu gelişmelerin Batı dünyasında büyük sempati doğurması, Bulgarların da 1835 yılından itibaren bağımsızlık amaçlayan isyanlara başvurmalarına yol açtı. Gerek 1856 Hatt-i Hümayunu’nun etkisi, gerekse 1856 Paris Antlaşması’yla sağlanan vesayet düzeni, Bulgaristan’ın, tipik bir yabancı desteği ile bağımsızlık kazanma modeli uygulamasına yol açtı. İşte bu süreç içerisinde, başta misyonerler olmak üzere, Amerikalılar da, kendi iddialarına bakılırsa, bir hayli etkili oldular. Böyle bir ortamda, bir yandan Methodist misyoner örgütü, diğer yandan ABCFM, Avrupa Türkiyesi’ni, önceden yaptıkları paylaşma planına göre -misyoner jargonuyla- işgal etmeye başladılar. 1858 yılında Methodist Prettyman ve Long, Şumnu ve Tırnova’da, ABCFM misyonerleri de Edirne, Sofya, Eski Zağra, Filibe ve Samokov’da (Samako) çalışmalara başladılar . Amerikalı misyonerlerin inancına göre, “Bulgaristan Protestanlaştırılmadan, Osmanlı İmpratorluğu’nda yapılan iş tamamlanmış olmayacaktı” . Bununla birlikte yine misyonerlere göre, “o güne kadar dünyada misyonersiz kalmış en ilginç ve en ümit verici halk olan” Bulgarlara yönelik çalışmalar ağır ilerledi. Faaliyetler İstanbul’da koordine ediliyordu. BOARD misyonerlerinden William W. Meniam, bu gidiş gelişlerden birisinde, 1862 yılında haydutlarca öldürüldü . Bu arada Filibe, Eski Zağra ve Samokov’da açılan ilk ve orta dereceli okullar halk tarafından pek fazla rağbet görmedi. Bununla birlikte alan tümüyle terk edilmedi ve 1871 yılında Avrupa Türkiyesi Misyonu ayrı bir örgütsel birim olarak yeniden düzenlenerek faaliyetlere yeni bir ivme kazandırıldı. Misyoner faaliyetlerinde temel örgütsel birim, ülke değil misyondur. Eğitim çalışmaları başta olmak üzere, her türlü faaliyetle kapsanacak alan bölge misyon olarak tanımlanır ve örgütün (ABCFM) tüzük, yönetmelik, kural ve teamülleri içinde kalmak koşuluyla özyönetim ilkesi geçerli kılınır . Bu anlamda Avrupa Türkiyesi Misyonu’nun (European Türkey Mission) örgütlenmesi, 30 Temmuz 1871‘de Eski Zağra’da ilk yıllık toplantının yapılmasıyla gerçekleşmiş oldu . Aslında, misyoner örgütlenmesi içindeki alt birimleri oluşturan istasyon ve uç-istasyonların kurulmasına bir hayli önce başlanmıştı. Örneğin Eski Zağra istasyonunun ilk yıllık raporu 1860 tarihlidir. Aynı şekilde Edirne istasyonunu 1860-1868 yıllarına ilişkin yıllık raporlarından faaliyetlerin çok sınırlı olduğu okullaşma yönünden önemli bir gelişme sağlanamadığı anlaşılmaktadır . Avrupa Türkiyesi Misyonu’nun 1871 Temmuz’unda resmen kuruluşunun arifesinde 1870 yılındaki durum şöyle idi : Samokov, Bansko, Eski Zağra, Yambolu, Meriçleri ve Filibe’de istasyon ya da uç-istasyonlar kurulmuştu ve buralarda toplam 10 Amerikalı misyoner faaliyet göstermekteydi. Çalışmalara katılan yerli yardımcıların sayısı sekiz, henüz yavaş yavaş örgütlenmeye başlanan Protestan kilisesine üye olmuş insanların sayısı 13’tü. Adı gecen yerlerde Pazar ayinlerine katılan cemaatin sayısı ise 10’la 60 arasında değişiyordu. Bu yerleşme birimlerinin tümünde birer Pazar okulu (Sabbath School) açılmış ve buralardaki öğrencilerin sayısı 100’ü bulmuştu. Ayrıca Eski Zağra’da öğrencisi olan yatılı bir kız okulu ile, Samokov’da 15 öğrencisi alan bir ilkokul faaliyete geçirilmişti. İzleyen yıllarda daha hızlı bir gelişme gözlenmektedir. Misyoner, okul öğrenci vs. sayıları gibi verilerde yıllar itibarıyla dalgalanmalar olmakla birlikte Amerikan misyoner yayılmasının Batıya ve Güneye doğru genişledi görülmektedir.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #2 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Bu alandaki sayısal gelişmeler Tablo- 1’den izlenebilir. 1873 yılında iki istasyon ve beş uç-istasyonda beş Amerikalı misyonerin denetiminde sürdürülen faaliyetler yaklaşık yirmi yıllık sürede beş istasyon ve 48 uç-istasyonu kapsayacak şekilde genişledi. görevli Amerikalı misyonerler ve yardımcılarının sayısı bir kat artarken, örgütlenen kilise sayısı 1‘den 15’e, kiliselere kayıtlı üyelerin sayısı 75’ten 1.270’e yükseldi. Önceleri Eski Zağra, Filibe, Samokay gibi Bulgaristan içindeki kentlerde sürdürülen çalışmalar, daha sonra Selanik ve Manastır’ı da kapsar hale geldi. ABCFM, Osmanlı İmparatorluğu’nda harcadığı paranın giderek artan bir bölümünü Avrupa Türkiyesi’ndeki çalışmalara tahsis etti. Okullar ve matbaa konusundaki gelişmelerden de anlaşılacağı gibi, ABCFM, Ermenilere yönelik çalışmalarda elde ettiği başarıyı Avrupa Türkiyesi misyonunda sağlayamadı. Bunun nedenlerinden birisi, Bulgaristan yönetiminin (1878’den itibaren) kendi ulusal eğitimine sahip çıkması, bir diğeri de bölge üzenindeki dış baskıların yoğunluğudur. Bölgede Anadolu’dakinden daha yoğun bir Rus, Avusturya, Fransız misyoner rekabetinin varlığını ve Ortodoks Rum Kilisesi’nin direnicini ayrıca belirtmek gerekir. Matbaa Amerikalı misyonerlerin Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik faaliyetlerinin yayın desteğini, 1822 yılında Malta’da faaliyete geçinilen ve daha sonra sırasıyla 1833 yılında İzmir’e oradan da 1853 yılında İstanbul’a taşınan matbaa sağlıyordu . Bulgaristan'a yönelik çalışmalar başladıktan sonra doğal olarak Bulgarca yayınlara da hız verildi. Ancak bundan önce, İstanbul'da oturmakla birlikte İmparatorluğun Avrupa'daki topraklarıyla da ilgilenen Amerikalı misyonerler, 1853 yılına kadar İzmir'de daha sonra ise İstanbul'daki matbaayı Bulgar edebi uyanışının hizmetine sundular. Örneğin, Bulgar yayıncılığının öncüsü sayılan Konstantin Fotinov, ilk Bulgar süreli yayını Lubosloniye'yi 1862 yılında İzmir'deki Amerikan matbaasında bastı . Ne ki bu tür katkılara BOARD istatistikleri arasında rastlanmıyor. BOARD kaynaklı bir yayına göre, basılmış Bulgarca kitapların sayısı 1862 yılında, yalnızca üç adet olarak görülüyor . Avrupa Türkiyesi Misyonu'nun ayrı bir birim olarak örgütlenmesinden sonra Bulgarca yayınların hızlı bir artış gösterdiği gözleniyor. Örneğin, Avrupa Türkiyesi Misyonu'nun resmen kurulması için hazırlıkların hummalı bir şekilde sürdürüldüğü 1870 yılında İstanbul'daki misyoner matbaasında basılan yayınların yaklaşık yarısı Bulgarca idi. Daha ayrıntılı olarak belirtmek gerekirse, 1870 yılında yayınlanan 10.522.000 sayfa matbaa çıktısının dağılımı şöyle idi . Ermenice 2.156.000 sayfa Ermeni Harfli Türkçe. 2.238.000 Ermenice ve Ermeni Harfli Türkçe 264.000 Grek Harfleriyle Türkçe 846.000 Bulgarca 5.018.000 Yüzyılın geri kalan bölümünde misyoner matbaasının Bulgarca yayınlar sürekliliğini ve zenginliğini korudu. Bu yayın işinin finansmanında ABCFM'in yanı sıra London Turkish Missions Aids Society, British and Foreign Bible Society, American Bible Society, American Tract Society, London Religious Tract Society gibi kuruluşların da katkısı olmuştur. Misyoner matbaasının Bulgasian Evangelical Society (Bulgar Protestablar Derneği) ile de yayın işbirliği yaptığı anlaşılmaktadır . Milyonlarca sayfayı bulan Bulgarca yayınların nelerden oluştuğu konusuna gelince, elimizde kimi ipuçlarından öteye bilgi bulunmuyor. Bulgarca yayınların bir kısmını önce aylık bir çocuk dergisi olarak yola çıkan, daha sonra aylık ve haftalık sayıları yayınlanan Zornitza (Sabah Yıldızı) oluşturuyor. 1879. yılında yayına geçirilen dergi, 1877 yılında haftalık daha sonra da aylık olarak yayınlanmıştır. Yaklaşık 1500'lük bir baskı sayısına ulaşan derginin sansür, Bulgar Kilisesi'nin engellemeleri ve diğer gazetelerin rekabeti arasında daha çok tarihsel, bilimsel, folklorik konulara yer ayırdığı anlaşılmaktadır. Derginin özellikle çocuklara yönelik aylık sayıları ilgiyle karşılanmıştır . Bulgarca yayınların önemlice bir bölümü de başta İncil çevirileri olmak üzere dinsel yayınlardan meydana geliyordu. Ancak, içeriklerini görmemekle birlikte, adlarından çıkarsama yapma olanağı bulunan yayınların da önemlice bir yer tuttuğu söylenebilir. Bu yayınlardan bir kısmının adları, baskı sayıları ve yayınlandıkları yıllar aşağıdaki gibidir . İlk Adım (First Step) 5000 Adet 1873 Kurtuluşun Yolu (Way of Salvation) 5000 " 1873 Gerçekler (Plain Traths) 5000 " 1873 O Yasayı Nereden Buldu? (Where Did He Get That Law?) 3000 " 1874 Ne Bekliyorsunuz? (What Are You Waiting For?) 3000 " 1874 1875 yılında yayınlanan üç küçük kitapçığın adları da şöyledir: Hazır mısınız? (Are You Ready?); Ruhunuzun Fiyatı Nedir? (What is the Price of Your Soul?); Kurtarılmak İstiyor musunuz? (Do You Want to be Saved?) . Görüldüğü gibi, bu yayınların adları, içeriklerinin bir hayli yoğun siyasal mesajlar taşıyabileceği konusunda ciddi kuşkular uyandırmaktadır! 1870-1880'li yıllarda İstanbul'daki matbaanın üretimi içinde Bulgarca yayınların neredeyse yarıya yakın bir yer tutmuş olması, herhalde o dönemde Bulgaristan'ın "kurtarılması" için sürdürülen çalışmalara Amerikalıları mütevazi bir katkısı olarak değerlendirilebilir. Okullar Amerikalılar, "Bulgar devlet adamlarının yetiştiği yer Robert Kolej ise, bu ulusun moral önderlerinin yetiştiği yer de Samokov'daki misyoner okullarıdır" diyorlar. Aynı görüşe Bulgarlar da katılıyor olmalı ki, Kral Boris III, "Bulgaristan'ın en iyi devlet adamları ilk eğitimlerini İstanbul ve Samokov'daki okullarda almışlardır. Ulusal uyanışlarının ilk yıllarında Bulgarlara kendi dillerinde İncil'i veren Amerika'nın çocuklarıdır. Halkımın Amerika'nın iyi niyet ve dostluğuna her zaman sarsılmaz güveni olmuştur" diyor . Robert Koleji'nin durumu aşağıda ayrıca ele alınacak. Ancak Bulgaristan'daki Amerikan misyoner okulları, en azından ABCFM'e bağlı olanlar, nitelik ve nicelik olarak ileri bir düzeyde görünmemektedirler. Tablo-4'ten izlenebileceği gibi, 1873-1900 yılları arasında bu okullarda - ilkokuldan koleje kadar - okuyan öğrenci sayısı en çok 600 olmuştur. Bunlar arasından öğrenimlerini ABD'de tamamlayarak, Bulgaristan'ın bağımsızlık mücadelesine katılanlar, bu ülkenin eğitim ve kültür hayatında iz bırakanlar kuşkusuz olmuştur. Bu okullarda, küçük bir azınlığa da olsa Batı düşüncesinin ve "Protestan Ahlâkı"nın aktarıldığı da inkar edilemeyecek bir gerçektir. Ne ki Amerika'nın Bulgaristan'da bir eğitim patlaması yaptığı, ya da eğitim yoluyla bu ülkeye büyük katkılarda bulunduğu aşırı iyimser bir değerlendirme olmaktadır
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #3 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Nitekim Bulgaristan'daki Amerikan misyoner okulları içinde, o günün koşullarında ileri bir eğitim kurumu olarak yalnızca Samokov'daki American Collegiate and Theological Institute sayılabilir. İlk çekirdeği 1860'lı yıllara giden ve 1871 yılından 1881 yılına kadar yalnızca bir erkek ilâhiyat okulu olarak görev yapan bu kurum, anılan tarihten sonra ıslah edilerek laik eğitim görmek isteyenlere de açılmıştır. Eğitimin İngilizce yapıldığı ve Fransızca nın da yardımcı dil olarak okutulduğu bu okulda, i 880 lerden itibaren eğitim kalitesinin yükseltilmesi için ciddi önlemler alındığı görülmektedir . Bu okulda ayrıca, geliri ile fakir çocukları desteklemek üzere bir basımevi ve bir de marangozhane kurulmuş olduğu belgelerden anlaşılmaktadır . Kaldı ki bu okul XX. yüzyıl başında daha da gelişmiş ve Selanik'de 1903 yılında kurulan Thessalonika Agricultural and Industrial Institute ile birlikte, 1914-1915 yıllarında Amerikan misyoner eğitiminin Avrupa Türkiyesi'ndeki en itibarlı iki kurumunu oluşturmuştur . 1914 yılına kadar Samokov'daki okullarda 1000'i erkek ve 800'ü kız olmak üzere toplam 1800 kadar öğrenci öğrenim görmüştür ve bu kişiler ülkenin belirli yörelerinde, Amerikan terbiyesi almış, liberal bir dünya görüşünü benimsemiş kanaat önderleri olarak kuşkusuz etkili olmuşlardır . XIX. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Bulgaristan ve Makedonya'ya yönelik çalışmaları örgütlemek amacıyla, yönetim merkezi İstanbul olan ve bu kentten başka Manastır, Filibe, Samokov ve Selanik'de istasyonları, 48 ayrı yerleşmede üç istasyonları bulunan, yılda 44.000 Dolar (10.000 Osmanlı Lirası) para harcayan bir misyoner dizgesi oluşmuştu. Bu örgütlenmenin tek başına ne Bulgaristan'ın kültürel ve sanatsal uyanışını sağlayabilmesi, ne de bu ülkenin bağımsızlığını gerçekleştirebilmesi beklenemezdi. Ancak XIX. yüzyılın son çeyreği ile XX. yüzyılın ilk on yılı içinde bu yörede olup bitenleri dünya kamuoyuna aktarmakta, bu misyoner örgütlenmesinin oldukça başarılı sonuçlar aldığı söylenebilir. Amerikalılar (özellikle misyonerler) modern Bulgaristan'ın oluşmasına başlıca üç mekanizma ile katkıda bulunduklarını ileri sürerler. Bunlardan birincisi yöredeki Amerikan misyonerleri, ikincisi Samokov'daki Amerikan okulları ve üçüncüsü de İstanbul'daki Robert Koleji'dir. Şimdi kısaca Robert Koleji'nin bu bağlamdaki öyküsüne değinelim. Robert Koleji ve "Bulgaristan Meselesi" Robert Koleji'nin Bulgaristan'daki gelişmelerle başlıca iki yönden ilgisi olduğu söylenebilir. Bir kere bu okul kuruluşundan itibaren bir elit Bulgar gençlik grubunun öğretim ve eğitimine katkıda bulunmuştur. İkincisi, belirli dönemlerde Bulgaristan'a ilişkin her türlü gelişmeyi Batı dünyasına aktaran bir tür istihbarat ve enformasyon merkezi görevi yapmıştır. Kuruluşunun ilk kırk yılında (1863-1903) Robert Koleji 195 Bulgar gencini mezun etmiştir ki, bu aynı sürede okulda eğitim gören en büyük ulusal grubu oluşturmaktaydı . Bulgar gençlerinin Robert Koleji'ne yoğun ilgi göstermelerinde Methodist misyoner Albert Long'un büyük etkisi olmuştur . Aynı zamanda okulda doğa bilimleri dersi okutan Dr. Long, I858 yılından itibaren Bulgaristan ve Makedonya'da yoğun faaliyet göstermiştir. Önceleri Bulgar gençlerinin Robert Koleji'ne kanalize edilmesini sağlayan Dr. Long daha sonraki yıllarda da Dr. Washburn'la birlikte olayların Avrupa ve Amerikan kamuoyuna yansıtılmasında baş rolü oynamıştır. Robert Koleji'nin kurucusu ve ilk müdürü Cyrus Hamlin'in damadı olan George Washburn, kayınpederinden sonra okulun yönetimini üstlenmiş ve bu görevi sırasında Bulgaristan'ın bağımsızlık davasına hizmet etmeyi önde gelen görevlerinden birisi saymıştır. Robert Koleji'nde öğrenim görmüş Bulgar gençlerinin sonraki yıllarda önemli siyasal ve yönetsel görevlere geldikleri dikkat çekmektedir. 1871 yılı mezunları bu konuda çarpıcı bir örnektir. Söz konusu yıl verilen altı mezundan beşi Butgar uyrukludur. Geşov, Panaretov, Stoilov, Slaveikov ve Tapçileştov adlı öğrenciler ilerki yıllarda Bulgaristan'a belediye başkanı, parlamento üyesi büyükelçi, bakan ve başbakan olarak hizmet etmişlerdir. Söz gelimi bunlardan Stefon Panerotov, bir süre Robert Koleji öğretim kadrosunda da yer aldıktan sonra, Birinci Dünya Savaşı yılları boyunca ülkesini Washington nezdinde temsil etmiştir. Kolej'de eğitim gören bu elit öğrenci grubu, 1870'lerden itibaren hızlanan ve yaygınlaşan olaylarda önemli roller üstlenmeleri bir yana, özellikle Bulgaristan'ın İngilizce konuşan ülkelerle (ABD ve İngiltere) iletişimini sağlamada önemli katkılarda bulunmuşlardır. Robert Koleji'nin Bulgaristan olaylarındaki ikinci ve belki de daha kalıcı etkisi, üstlenmiş olduğu istihbarat merkezi işlevi nedeniyle olmuştur. 1870 yılında ayrı bir kiliseye kavuşan Bulgar milliyetçileri giderek siyasal mücadelenin dozunu artırmışlardır. Daha önce de değinildiği gibi, Bulgar bağımsızlık modeli, çeşitli silahlı kalkışmalara Osmanlı Devleti'nin tepkisini davet ederek olayları tırmandırmak ve büyük devletlerin müdahalesiyle bağımsızlığı kazanmak stratejisine dayandığı için, Bulgaristan'da olup bitenlerden "medeni dünya"nın haberli kılınması büyük bir önem taşıyordu. İşte bu önemli işin üstesinden gelinmesinde Robert Koleji çok önemli bir rol oynamıştır. 1875 yılı Temmuz'unda Hersek'de ayaklanma başgöstermesi üzerine, Bulgar ihtilalcileri de faaliyetlerini artırdılar ve 1876 Nisan-Mayıs'ında Türk yönetiminin tepkisini kışkırtmak amacıyla 200 kadar Müslüman görevliyi öldürdüler. Osmanlı yönetiminin gösterdiği tepki, değişik kaynaklara göre farklı biçimler alarak dünyaya yansıtıldı. "Nisan Ayaklanması" diye bilinen 1876 olaylarındaki can kaybının çeşitli kaynaklara göre, birbirinden farklı olan dökümü şöyledir: İngiltere Büyükelçisi Layard'a göre 3900; bölgedeki bir Amerikalı misyonere göre 10.000; İngiliz tahkik heyeti Başkanı Baring'e* göre 12.000; Amerikalı diplomat Schuyler’e göre 15.000 ve Bulgar tarihçilerine göre 30.000. Bu tür olaylarda doğru bilgi edinme ve aktarmanın ne denli önem taşıdığı açıktır. İşte Robert Koleji, bir süre, bu önemli ve kritik bilgi edinme ve dağıtma işini üstlenmişti. Bu nasıl oluyordu? Bulgaristan’daki olaylara ilişkin bilgiyi İstanbul’da Kolejin müdürü George Washburn ve Albert Lang toplayıp dağıtıyorlardı.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #4 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Görgü tanıklarının ifadelerine dayanan bilgiler öğrenciler kanalıyla İstanbul’a ulaştırılıyor; burada değerlendirildikten sonra İngiliz ve Amerikan diplomatları ve basını kanalıyla bütün dünyaya duyuruluyordu. Fransız, Rus ve Avusturyalılarım olaylara ilişkin haber ve değerlendirmeleri de kuşkusuz dünya kamuoyuna ayrıca ulaştırılıyordu. Örneğin bir ucu Robert Koleji’nde olan bu istihbarat ağı şöyle çalışıyordu: Tatarpazarcik’taki bir papaz, derlediği bilgileri Filibe’deki Avusturya postanesinde çalışan kardeşine ulaştırıyordu. Bilgiler Sefaretten Robert Koleji’ne aktarılıyordu . Ayrıca bir de kilise bağlantılı bir kanat bulunuyordu. Filibe’deki Bulgar Metropoliti elde ettiği bilgiyi İstanbul’daki Eksarhlığa iletiyor, gerekli bilgiler buradan, Kolej’de görevli Metodi Kuseviç adlı kişi kanalıyla Amerikalılara ulaştırıyordu. Okula ulaşan bilgi ise Washburn ve Lomg’un denetiminden geçtikten sonra, genellikle İngiltere Büyükelçisi Sir Henry Elliot ve İngiliz Daily News muhabiri Edwin Pears kanalıyla Batıya ulaştırılıyordu . Bu arada, Washburn ve Long’um takipçi tutumu nedeniyle ABD’nin İstanbul’daki diplomatik temsilcisi Horace Maynard da olaylarla yakından ilgileniyordu. İstanbul’daki Amerikan Konsolosu Eugene Schuyler olayları yeninde izlemek üzere Bulgaristan’a gönderilmişti. bir başka Amerikalı, New York Herald gazetesinin muhabiri Januanius A. MacGaham, gazetesiyle arası bozulana kadar Amerikan basınına, daha sonra ise İngiliz Daily News aracılığıyla İngiliz basınına haber sağlıyordu . Görüldüğü gibi Bulgaristan olaylarına ilişkin bilgileri derleyen ve yayan Amerikalı ve İngiliz bir avuç insandı. Robert Koleji denetiminde, bu insanlardan kaynaklanan bilgiler, ünlü İngiliz politikacısı William E. Gladstone’um beş günde elli bir adet satan The Bulgarian Horrors of the East adlı risalesinin temel malzemesini oluşturmuştu . Bu bağlamda Robert Koleji’nin rolünü, çağdaş bir araştırmacı, çok gerçekçi bir şekilde şöyle değerlendirmektedir: “Böylece Washburn ve Long’un bilinçli yönetimi altında Kolej, Türk siyasetinde kendini yıkıcı (subversive) bir role sokmuş oldu. Böyle yaparak da, en azından uzunca bir süre için etkilerini Türk toplumuna yayma olanağına arkasını dönmüş oldu” . Sorun yalnızca Robert Koleji’nin kendi geleceğini ipotek altına almış olmasıyla kalsaydı o kadar önemli sayılmayabilirdi. Ancak gerek Robert Koleji, gerekse onun etrafında küçük bir grup Amerikalı misyoner, eğitimci ve diplomat Bulgaristan’daki olayların dünyaya yansıtılmasında, yine çağdaş bir Amerikalının belirttiği gibi kesinlikle yan tutmuşlar, olaylar hakkında tek yanlı ve önyargılı bir imajın oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. Tanzimat'ın 150. Yıldönümü Uluslar arası Sempozyumu. 31 Ekim-3 Kasım 1989. Ankara: TTK yay. 1994. 539-551.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #5 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E MİSYONERLERİN TÜRKİYE’DEKİ EĞİTİM VE ÖĞRETİM FAALİYETLERİ Ayten SEZER * Dr. H.Ü.Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü ÖZET Bu araştırmada, misyonerlerin Osmanlı döneminde başlayıp Cumhuriyet döneminde devam eden eğitim ve öğretim faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Hıristiyanlığı dünyaya yaymak için çalışan misyonerler, bu amaçlarını çok dinli ve çok dilli farklı etnik unsurların bir arada yaşadığı Osmanlı topraklarında açtıkları okullar vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Böylece, hem kendi mezhep ve dinlerine insan kazandırmışlar, hem de ait oldukları ülkelerin, Osmanlı Devleti üzerindeki emellerine hizmet edecek yandaş gruplar oluşturmuşlardır. Azınlıkların Osmanlı’dan ayrılmasında etkili olan misyonerlik faaliyetleri, ancak Cumhuriyet döneminde denetim altına alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Misyonerlik, Hıristiyanlık, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti, Eğitim ve Öğretim 1. GİRİŞ: Misyonerliğin Başlangıcı Misyoner faaliyetlerinin tarihi oldukça eskiye gider. İlk misyonerlerin ‘havariler’ olduğunu söylemek mümkündür. Zira, Hıristiyanlık inanışına göre Hz.İsa etrafına topladığı havarilerine, “Gidiniz ve yeryüzündeki her yaratığa İncil’i anlatınız.” diyerek onları vaaz etmek üzere görevlendirmiştir. Bu cümleden olarak genelde Hıristiyanlığı yaymak için gayret gösteren kişilere ‘misyoner’, Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teşkilata da ‘misyon’ denilmektedir [1]. İlk misyonerlerden kabul edilen Aziz Paulus (St.Paul) Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Anadolu, Makedonya ve Yunanistan’da pek çok kilise kurmuş ve bu kiliseleri teşkilatlandırmıştır. Havariler ve yardımcıları sayesinde Hıristiyanlık zamanla bütün Roma dünyasına yayılır. Bu yoğun faaliyetler sonucunda 9.yüzyılda Almanların, 10.yüzyılda ise İskandinavların Hıristiyanlığı benimsediği görülmektedir. Roma Katolik Kilisesinin Avrupa’ya hakim olmasıyla Hıristiyanlığın bütün dünyaya yayılması için harekete geçilir ve bu amaçla Papalık tarafından 1662’de Vatikan’da “Misyon Bakanlığı” kurulur. Yine bu tür faaliyetler için Paris’te “Dış Misyonlar Papaz Okulu” açılır ve giderleri “Papalık Propaganda Dairesi “ tarafından üstlenilir. Misyonerliğin daha etkin olabilmesi için Almanya, Fransa ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde açılan çeşitli enstitülerin yanısıra, misyonerlik çalışmalarını daha iyi yürütebilecek elemanların yetiştirilmesi için de yeni okulların kurulduğu görülür[2]. Böylece, başlangıçta kişisel gayretlerle başlayan misyonerlik faaliyetleri zamanla güçlenmiş ve emperyalizmin öncülük görevini üstlenen bir teşkilat halini almıştır. Misyonerlik faaliyetlerini yürütmek gayesiyle kurulan en eski ve en güçlü misyon teşkilatlarının İngilizlere ait olduğu bilinmektedir. Bunlardan l646’da Londra’da kurulan ‘Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti’ hızla yayılır ve pek çok ülkede binden fazla şubesi açılır. Bu sayı 19.yüzyıla gelindiğinde 7 bine ulaşmıştır[3]. Sloganları olan “dünyanın hıristiyanlaştırılması (the evangelization of the world in the generation...)”[4] için yoğun bir faaliyet içerisine giren misyonerler, kurdukları dernek ve teşkilatlar sayesinde sistemli ve örgütlü bir şekilde hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Şimdi misyonerlerin amaçlarını ve kullandıkları metotları daha ayrıntılı olarak ele alalım. 2. MİSYONER FAALİYETLERİNİN AMAÇLARI VE KULLANDIKLARI METOTLAR Misyoner faaliyetlerinin görünen amacı dinidir. Yani, kendi ifadeleriyle ‘dinsiz ‘ dünyayı Hıristiyanlaştırmaktır. Bu amaçla bilmeyenlere İncil’i öğretmek, Hıristiyan olmayanları bu dine davet etmek veya kendi mezheplerine insan kazandırmak için çalışan misyonerlerin nihai hedefi ise yeryüzünde güçlü bir Hıristiyan topluluğu oluşturmaktır. Görünen bu dini gayelerinin yanında, misyonerliğin zamanla siyasi , ekonomik ,sosyal ve idari pek çok amacı da bünyesinde taşıdığı görülmektedir. Özellikle sömürgecilik çağı ile beraber bağlı bulundukları ülkelerin emperyalist politikalarına hizmette bulunmaları gözardı edilemeyecek bir gerçektir. Kendilerini kiliseye adayan ve İncil’in hizmetkarı olarak gören misyonerler, amaçlarına ulaşabilmek için her yolu ve metodu denemekten kaçınmamışlardır. Onlardan istenen şey gidecekleri ülkenin dilini , dinini ve kültürlerini öğrenip inceleyerek eksiklikleri belirlemek ve ona göre hareket etmektir[5] . Bu yüzden misyoner bazan bir doktor, bazan bir öğretmen, bazan da bir Barış Gönüllüsü veya din adamı olarak faaliyetini sürdüren bir insandır. Çünkü onlar için amaca ***üren her yol ve her meslek araç olarak kullanılabilir[6]. Dolayısıyla, kendi din,dil ve kültürlerini yayabilmek için okul, matbaa ve hastahane gibi kurumları açarak, maksatlarına ulaşmak için bu kurumları araç olarak kullandıkları dikkati çeker[7]. Bu kurumlar arasında en etkili olanları okullardır. Zira, eğitim yoluyla öğrencileri Hıristiyanlaştırmak esas gayedir. Henry Jessup isimli bir misyonere göre okullar misyonerliğin başarısı için temel şart olarak görülmüş ve “Hıristiyan misyonerleri okulunda eğitim, yalnız gaye içinde bir vasıtadır. Bu gayede, insanları İsa’ya ***ürmek, fertler ve milletler Hıristiyan oluncaya kadar onları eğitmek...”[8] olarak ifade edilmiştir. Bu yüzdendir ki misyonerler gittikleri her ülkede dini kurumlarının yanında okullarını da kurmuşlardır. Misyonerlerin amaçlarına ulaşmak için kullandıkları metotlardan biri de, mahalli kültürü yok edecek çalışmalarda bulunmaktır[9]. Bu maksatla, kitap, gazete, dergi ve broşür gibi yayınlarla etkili olma, İncil’i tanıtıcı kurslar açma, radyo televizyon gibi yayın araçlarında programlar düzenleme, seminer, konferans vb toplantılar tertip etme; izci teşkilatları oluşturma ve çeşitli sportif faaliyetlerle etkili olma yollarını denemişlerdir. Kısacası, okul, kolej, yabancı dil kursları, hastahane, dispanser, yayınevleri, kızılhaç vb kurumlar amaca ulaşmak için kullanılan araçlar arasında yer almaktadırlar. 3. OSMANLI DÖNEMİNDE MİSYONER FAALİYETLERİ Dini ve mezhebi gayelerle Osmanlı topraklarına gelen misyonerler, zamanla ait oldukları ülkelerin Osmanlı Devleti’nde yeni nüfuz alanları oluşturma çabalarında araç olarak kullanıldılar.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #6 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Zira, çok dinli ve çok etnik yapılı olan Osmanlı Devleti misyoner faaliyetleri için uygun bir zemine sahipti. Azınlıklara tanınan geniş haklar ile yabancılara verilen kapitülasyonlar da bu tür faaliyetler için uygun fırsatlar olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla Osmanlı’daki misyoner faaliyetlerini incelerken, olayın dini yönü kadar siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik boyutunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren hız kazanan misyoner faaliyetlerinin tarihi oldukça eskiye dayanır. İstanbul, İzmir ve özellikle Kudüs gibi kutsal yerleri bulmaya yönelik olarak başlayan çalışmalar, sömürgeciliğin gelişmesiyle birlikte ticari ve siyasi bir mahiyet kazanır ve bu yönü ile ‘Şark Meselesi’ni halletmek için azınlıklar kanalıyla misyonerlerden yararlanılır. Politik bir kavram olarak 19.yüzyılın başlarında kullanılan ‘Şark Meselesi’ni Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihe kadar(1071) ***ürmek mümkündür. 17.yüzyıla kadar Hıristiyan Avrupalılar Türklerin Anadolu’ya gelmelerine ve Balkanlardan Avrupa’ya geçmelerine engel olmaya çalıştılar, ancak bu dönemde başarısız oldular. Ne var ki, bu yüzyıldan sonra Türkler, sürekli Batı karşısında toprak kaybetmeye ve gerilemeye başladıklarından dolayı savunma durumuna geçtiler. O günden bugüne kadar çeşitli politikalarla süren ‘Şark Meselesi’nin bu aşamasında Batılılar bir yandan Osmanlıyı yarı sömürge haline getirirlerken , diğer yandan da ülkedeki azınlık milliyetçiliğini destekleyerek onları Osmanlıdan koparmaya çalıştılar[10]. Bu politikalarını gerçekleştirmek için kullandıkları metotlardan biri de misyonerlik çalışmalarıdır . 19.yüzyıla gelindiğinde Anadolu, Boğazlar , Ortadoğu, Petrol Bölgesi, Akdeniz çevresi ve Makedonya gibi dünyanın jeopolitik ve jeostratejik bakımdan önemli bölgelerine sahip olan Osmanlı Devleti, misyonerler açısından ilgi çekiciydi. Bölge üzerinde daha çok İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya arasında görülen mücadeleler yeni problemleri ortaya çıkarır ve her ülke Osmanlı üzerindeki nüfuzlarını arttırmak için misyonerlerini kullanırlar. Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir. Fransız olan bu misyonerler İstanbul’daki yabancıların ve azınlıkların eğitimi ile ilgilenmek üzere 16.yüzyılın sonlarına doğru bölgeye gelirler ve dini kurumlarının yanında okullarını da kurdular. Cizvitlerle başlayan bu faaliyetler Katolikliğin diğer tarikatları olan Dominiken, Kapuçin ve Frerler rahip ve rahibelerinin de gelmesiyle devam eder ve çoğunlukla kendi isimleriyle anılan St. Joseph, St.Michel, St. Louis ve Notre Dame de Sion gibi okullarını açarlar[11]. 1914’e gelindiğinde 59.414 öğrencinin öğrenim gördüğü bu okulların sayısının 500’e ulaştığı görülür[12]. Katoliklerin yanısıra Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren diğer misyonerler Protestanlardır. Bunların çalışmaları 19.yüzyılın ortalarından itibaren yoğunlaşır. Bunda Osmanlı’nın içinde bulunduğu olumsuz durum ve emperyalist devletlerin bölgedeki menfaat çatışmalarının rolü büyük olmuştur. Bilindiği üzere Katoliklerin hamisi Avusturya ile Fransa, Ortodokslarınki ise Rusya idi. Bunlara İngiltere de katılır ve bir Protestan topluluğu oluşturmak için çalışmalara girişir. Osmanlı topraklarına gelen ilk Protestan misyonerin 1815’te Mısır’a gönderilen İngiliz Church of Missionary Society’e bağlı bir papaz olduğu kaydedilir[13]. Ayrıca yine bu amaçla 1842’de Kudüs’te bir Protestan Kilisesi açılır ve İngiltere , Almanya ve Amerika’dan Protestan misyonerleri gönderilir. Bu misyonerler 1856 tarihli Islahat Fermanı’nın getirdiği vicdan hürriyeti ile mezhep değiştirme serbestliğinden de yararlanarak çalışmalarına hız verirler. Anadolu’ya gelen ilk Protestan misyonerler ise Amerikalılardır.19. yüzyılın başlarında gelmeye başlayan bu misyonerler, kurdukları ‘misyon’ların yanısıra çeşitli seviyelerde okullarını da açarlar. Bu okulların büyük kısmı 1810 ‘da Boston’da kurulan ve kısaca American Board olarak anılan American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) isimli teşkilat tarafından açılmıştır[14]. Önceleri İzmir ve İstanbul gibi kıyı şehirlerine gelen Amerikalı misyonerler daha sonra gittikçe iç bölgelere doğru yayılırlar. Bölgeye gönderilen Amerikalı misyonerlerden istenen şey, öncelikle gittikleri yerlerde halkın arasına karışarak bilgi sahibi olmalarıydı. Özellikle halkın dini durumunu tespit etmek, din adamları hakkında (sayıları, bilgi düzeyleri, eğitim durumları vs.) bilgi edinmek, ülkedeki eğitim ve öğretim durumunu tespit etmek ve halkın moral durumunu öğrendikten sonra, ne tür bir çalışmada bulunulacağını belirlemekti. Onlardan istenen bir başka görev ise “...Bu mukaddes ve vaadedilmiş toprakların silahsız bir haçlı seferiyle geri alınmasını sağlamak” için gerekli çalışmaların yapılmasıydı[15] . Daha çok yahudi ve müslüman olmayan azınlıkların yaşadıkları bölgelerde faaliyetlerini yoğunlaştıran bu misyonerler Osmanlı topraklarını Avrupa, Doğu, Batı ve Merkezi Türkiye olmak üzere dört misyon bölgesine ayırırlar[16]: Bunlardan Avrupa Türkiyesi Misyonu, Filibe, Selanik ve Manastır’ı içine alıyordu ve bölgedeki Bulgarların bilinçlendirilmesi için çalışıyordu . Batı Türkiye Misyonu, İstanbul, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon yörelerini; Merkezi (Orta) Türkiye Misyonu, Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar olan bölgeyi (özellikle Maraş ve Antep illerine ağırlık veriliyordu), Doğu Türkiye Misyonu ise; Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis’ten başlıca Rus ve İran sınırına kadar olan bütün Doğu Anadolu topraklarını içine alıyordu. Bu son üç misyonun Ermeniler üzerinde çalıştıkları dikkati çeker[17]. Yirminci yüzyılın başında Doğu, Batı ve Merkezi Türkiye Misyonlarına ait yaklaşık 20 bin öğrencinin öğrenim gördüğü 337 okul vardı ve bu okulların %42’si Batı’da, %30’u Merkezi Türkiye’de, %20’si ise Doğu Türkiye Misyonu’nda idi[18]. Bu amaçla işe koyulan misyonerler kurdukları ‘misyon’ ların yanısıra ilk, orta ve yüksek seviyelerde açtıkları okulları ile matbaa, hastane ve yardım kuruluşlarıyla çok yönlü bir protestanlaştırma faaliyetine giriştiler. Bu derece örgütlü ve planlı bir faaliyet sonucunda hem mezheplerini yayıyorlar hem de azınlıkları etkileyerek onların Osmanlı’dan kopmalarına yardımcı oluyorlardı. Bu alanda en önemli Protestan kolejleri İstanbul ve Beyrut gibi merkezlerde açıldı. Bunlar arasında 1863’te İstanbul’da Cyrus Hamlin isimli bir misyonerin açtığı Robert Kolej anılmaya değerdir. Kurucuları, yöneticileri ve çoğu öğretim elemanı misyonerlerden oluşan bu Kolej’in 1863-1903 tarihleri arasındaki mezunlarının çoğunu Bulgar öğrenciler oluşturuyordu. Yine, Kolej’in ilk Bulgar mezunlarından beşinin Bulgaristan’da başbakanlık görevinde bulunduğu ve Birinci Dünya Savaşı öncesi Bulgar kabinelerinden her birinde en az bir Robert Kolej mezununun yer aldığı görülür[19]. Yüklü bir program uygulanan Kolej’de Almanca, İngilizce ve Fransızca gibi Batı dillerinin yanında başta Bulgarca ve Ermenice olmak üzere on beşe yakın değişik dilin öğretilmesi, Kolej’in çok yönlü amaçlarını ortaya koyması açısından önemli bir husustur. Bulgarlar için çalışan Avrupa Türkiyesi Misyonu’nda ise 1899’da on misyoner, on iki Amerikalı misyoner yardımcısı ve 81 yerli yardımcı görevli hizmet veriyordu. Bölgedeki Protestan kiliselerinin sayısı ise on beşi bulmuştu. 1870-80’li yıllarda, İstanbul’da misyonerlerin kurduğu matbaada yayınlanan eserlerin yarıya yakınının Bulgarca olması bu konu üzerindeki çalışmaların ciddiyetini ortaya koymaktadır
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #7 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

‘American Board’dan başka Bulgarları protestanlaştırmak için çalışan bir diğer Amerikan misyoner örgütü olan ‘Methodist Episcopol Mission’ nun da 1858’de Bulgaristan’da birer misyon merkezi kurduğu görülür[20]. Amerikan misyonerlerinin İstanbul’da kurduğu Robert Kolej’in Bulgarlar için üstlendiği görevi, Beyrut’ta açılan Protestan Koleji de Arapları bilinçlendirerek Osmanlı’dan koparmak için üstlenmiştir [21]. Bu iki Kolej’den başka Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde açılan pek çok Kolej, aynı şekilde daha çok Ermenilere yönelik olarak çalışmıştır. Anadolu’da ilk Amerikan misyoner merkezi 1852’de Harput’ta kurulur. Aynı yerde 1878’de açılan Osmanlıların Fırat Kolej’i dedikleri Ermenistan Koleji (Armenian College) Protestan papazı yetiştirmek ve Ermenilere dilleri, tarihleri ve edebiyatları ile milliyetleri hakkında bilgiler vermek için hazırlanan programları takip eder. Aynı dönemde Merzifon’da Anadolu Kolej (Anatolia College), İzmir’de Uluslararası Kolej (International College) ile kızlar için açılan Amerikan Koleji, Antep ve Maraş’ta kızlar ve erkekler için açılan Merkezi Türkiye Kolej’leri; Tarsus’taki St. Paul Enstitüsü gibi kolejler öncelikle Hıristiyan azınlıkların çocuklarını eğitmişler ve ardından onların Osmanlı’ya karşı ayaklanmalarını sağlamışlardır. İçeride azınlıkları bu şekilde yetiştirerek kışkırtan misyonerler dışarıda da Avrupa ve Amerikan kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için kendi tahrikleriyle çıkan ayaklanmaların bastırılmasını “ Türkler Hıristiyan ahaliyi kesiyor!” propagandalarıyla etkileyerek, Batı dünyasını Osmanlı Devleti aleyhine tavır almak üzere harekete geçirmeye çalışmışlardır. İyi yetiştirilmiş Ermeniler ABD’ye ***ürülüyorlar ve çoğu Amerikan vatandaşlığına geçtikten sonra Osmanlı topraklarına geri dönüyorlardı. Böylece dokunulmazlık zırhına büründükten sonra Ermeniler için özgürlük propagandası yaparak onlar lehine reformlar istiyorlardı[22] . 1914 yılına kadar 60 bini aşkın sayıda Ermeni’nin ABD’ne göç ettiği tahmin edilmektedir[23] . Ermeni ve Bulgarlara yönelik olarak sürdürülen çalışmalar, aynı zamanda Rum, Hıristiyan Arap, Nasturi, Süryani ve Yahudiler üzerinde de yürütülüyordu. Hatta, Doğu’daki bazı Kürt aşiretlerinin ayaklanmalarında bölgeye 17.yüzyıldan itibaren gelmeye başlayan Fransız ve İtalyan Katolik misyonerleri ile bunlara 19.yüzyıldan itibaren katılan İngiliz, Alman ve Amerikalı misyonerlerin faaliyetlerinin oldukça önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bir araştırmada bunlardan yalnızca “American Board’un 1900’de Avrupa Türkiyesi ve Anadolu’da 162 misyonerinin ve 21 misyoner merkezinin olduğu, 36 kurum ve yüksek okulda 2700 erkek ve kız öğrenci ile 398 ilkokulda 15 bin öğrencinin öğrenim gördüğü ifade edilmektedir[24]. Bir başka araştırmada ise 1914’e gelindiğinde ABD’nin Osmanlı topraklarında 9 hastahanesi, 426 okulu ve 25 bine yakın öğrencisi vardı[25]. Protestan misyonerleri açtıkları okul ve kolejlerle olduğu kadar kurdukları hastahaneler yoluyla da bölge insanlarını etkilemeye çalışmışlardır. İlk hastahaneler Antep, Talas (Kayseri), Mardin ve Van’da kurulmuş olup, bunları İstanbul, Merzifon, Sivas, Harput ve Diyarbakır’ da açılanlar izlemiştir[26]. Gerek eğitim ve öğretim faaliyetlerini desteklemek gerekse dini propaganda malzemesi hazırlamak için İzmir ve İstanbul gibi merkezlerde matbaalar kurulmuş ve buralarda çoğu dini muhtevalı milyonlarca sayfa tutarında kitap ve broşür basılmıştır. 1820’lerden 1900’lere kadar basılan ve dağıtılan Kitab-ı Mukaddes ve Hıristiyanlığa dair diğer kitaplarla kolejlerde okutulan ders kitaplarının sayısının 7 milyon sayfayı bulduğu ifade edilmektedir[27]. Özetle, American Board ve diğer misyoner teşkilatlarının bu derece etkin ve yoğun çalışmalarının, 1880’lerden itibaren ABD’ye Orta Doğu ve Anadolu’da ekonomik, sosyal ve kültürel bir hayat sahası oluşturmada aracı rol oynadığı gözden kaçmayacak bir gerçektir.. Osmanlı Devleti’nde protestanlaştırma faaliyetlerini sürdüren bir diğer ülke ise İngiltere idi. Ortadoğu ve Anadolu’ya yönelik olarak çalışan İngiliz misyonerleri 19.yüzyıldan itibaren Mezopotamya ve Ege yöresinde yoğun olarak İstanbul, Antalya, Harput, Ankara, İzmir, Erzurum, Bursa, Antep gibi şehirlerde okul açmışlardır[28]. World Missions’un 1914 yılına ait istatistiklerine göre İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary Societies) Osmanlı Devleti’nde 178 okulu ve 12 800 öğrencisi vardı[29]. 1919 tarihli bir rapora göre ise Milli Mücadele öncesi Anadolu topraklarındaki İngiliz misyoner sayısı 23 olup, bunların 7 ilkokulu ve 5 tane de ortaokulu vardı. Bu okullarda 86’sı çocuk yuvasında , 740’ı ilkokullarda, 134’ü ise ortaokullarda olmak üzere toplam 2190 öğrenci öğrenim görüyordu[30]. İngiliz, Fransız ve Amerikan misyonerlik faaliyetleri kadar yaygın olmamakla beraber Alman misyonerleri de Osmanlı ülkesine geldiler. Bunlar daha çok Kudüs, Beyrut, İzmir ve İstanbul gibi merkezlerde açtıkları okullar sayesinde çalışmalarını sürdürdüler. Sözkonusu okulların dini propagandadan ziyade Almanya’nın ekonomik ve kültürel nüfuzunun bölgede yayılmasını sağlamaya yönelik faaliyette bulundukları bilinmektedir[31]. Birinci Dünya Savaşı sonlarında Türkiye’de faaliyette bulunan Alman misyonerlerinin sayısı 79 eğitim elemanı ve 791 rahip olmak üzere 890’dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17 ilkokul ve bir ortaokul ile iki hastahane ve bir dispanserleri vardı[32]. İtalyanlara ait misyonerlik faaliyetleri de çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Hatay, Beyrut,Selanik, Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi yerlerde yoğunlaşmış olup, diğer misyonerler gibi bunlar da eğitim ve öğretim faaliyetlerine ağırlık vermişlerdir[33]. İtalyan soyundan gelen Ivrea rahip ve rahibeleri ile İtalyan Cizvitleri tarafından açılan -büyük kısmı ilkokul seviyesinde- okulların esas gayelerinden biri Katolikliği yaymanın yanısıra İtalyan dili ve kültürünü öğretmekti. Ana hatlarıyla verilen bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, çalışma alanları, amaçları ve metotları gözönüne alınırsa, Osmanlı Devleti 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner faaliyetine sahne olmuştur. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler tarafından açılan okullarla donatılmıştır. Devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve öğretim kurumlarının yeterli olmaması misyoner okullarına olan ilgiyi arttırıyordu. Bu okullarda din propagandasının yapıldığı, kendi dil ve kültürlerinin öğretildiği, özellikle Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik akımının azınlıklar arasında yaygınlaştırılmaya çalışıldığı düşünülürse ne derece etkili oldukları açıkca kendini gösterir. Bu durumu gözleyen Osmanlı yöneticileri, anılan okulları denetim altına almak ve zararlı faaliyetlerini engellemek olmak için çeşitli düzenlemelere gittilerse de, gerek kapitülasyonlar gerekse büyük batılı devletlerin müdahaleleri yüzünden istedikleri sonucu alamadılar. gibi denetleyemediler
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #8 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Dolayısıyla bu okullarda Türklük ve Müslümanlık aleyhtarlığı işlenirken Türkçe vb derslerin de yetersiz verildiği kaynaklarda yeralmaktadır. 1900’de sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20 bine yakın öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren idadi ve sultani sayısı 69 idi. Ve bunların sadece 7 bin civarında öğrencisi vardı. Aynı dönemde Osmanlı topraklarındaki toplam yabancı okul sayısı 2 bin civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse bu sayı toplam olarak 10 bine yaklaşmaktadır. Bundan dolayıdır ki, Devletin zayıfladığı dönemlerde, azınlıkların ayaklanmalarında ve Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline gelmelerinde misyonerlerin eğitim faaliyetlerinin etkisi gözardı edilemez. Nitekim, 1829’da Yunanistan’ın, 1908’de Bulgaristan’ın ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Arapların Osmanlı’dan kopmasında misyoner faaliyetlerinin küçümsenemeyecek katkıları olmuştur. 4.CUMHURİYET DÖNEMİNDE MİSYONER FAALİYETLERİ Osmanlı döneminde yoğun olarak faaliyette bulunan misyonerler, bunu Cumhuriyet Türkiyesi’nde de devam ettirmek istediler. Ne var ki, Osmanlı’nın kozmopolit bir yapısı, azınlıklara tanınan geniş hakları, gösterilen hoşgörü ve yabancı devletlere sağlanan kapitülasyonlar sayesinde -tabiri caizse- rahatça at oynatabilen misyonerler, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde aynı ortamı bulamadılar. Zira, tam bağımsızlık ilkesinden hareket eden yeni Türkiye Devleti, milli ve laik özellikler taşıyordu. Bu yüzden anılan faaliyetlere izin verilmesi sözkonusu olamazdı. Nitekim Dünya Savaşı sonrası kazanılan Milli Mücadele hareketi sonrasında 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile kapitülasyonlar kaldırıldı ve yeni Türkiye Devleti’nin siyasi ve hukuki varlığı batılı emperyalist güçler tarafından tanındı. Azınlıkların ayrılması üzerine daha homojen bir yapıya sahip olan Türkiye Devleti’nde köklü inkılap hareketlerine girişildi. Bu hareketlerin gayesi toplumu ‘muasır medeniyet seviyesine yükseltmek’ti. Bu amaçla başta eğitim ve öğretim olmak üzere hemen her alanda yeni düzenlemeler yapıldı. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile öğretim birleştirilmiş ve ülkedeki bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı(MEB)’na bağlanmıştır. Medreselerin de kapatıldığı bu kanunla eğitim ve öğretimde millilik ve laiklik esasları benimsenmiştir. Tam hükümranlık haklarını eğitim ve öğretim alanında da kullanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti misyonerlerin amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren yabancı okulların Osmanlı ve özellikle Milli Mücadele dönemindeki -Merzifon Amerikan Koleji’nin Pontuscu Rumlara yardımlarda bulunması, Maraş ve Antep’teki Kolejlerin ise Ermeniler için çalışması- olumsuz durumlarını gözönünde bulundurarak politikalarını bu yönde belirledi. MEB’na bağlı özel öğretim kurumları olarak çalışmalarını sürdüren yabancı okulların denetim ve kontrollerini sağlamak için yeni düzenlemeler getirildi. Bunların başında sözkonusu kurumların dini propaganda yapmalarına engel olmak için bazı kuralların getirildiğini ve uygulandığını görüyoruz. Sayıları eskiye nazaran oldukça azalan bu kurumlar için getirilen düzenlemeler şu şekilde özetlenebilir: Binalarını onaramamaları, genişletememeleri, yeniden okul açamamaları gibi kısıtlamaların yanında, kitap ve programları ile yönetici ve öğretmenlerinin MEB tarafından denetlenmesi bu dönemdeki ciddi uygulamalar arasındadır. Ayrıca milli kültürün korunması gayesiyle Türkçe’nin, Türk tarih ve coğrafyası ile yurt bilgisi derslerinin Türkçe olarak Türk öğretmenler tarafından okutulması mecburiyetinin getirilmesi, Türk öğretmenlerin MEB tarafından atanması, yabancı müdür yanında bir Türk müdür yardımcısının bulunması zorunluluğu dikkate değer düzenlemelerdir. Yine, 1931’de çıkarılan bir kanunla, ilkokul çağına gelmiş Türk çocuklarının sadece Türk okullarına gitmeleri sağlanmış olup, böylece onların erken yaşlarda yabancı kültürlerin tesirlerinden kurtarılmasına çalışılmıştı. Bu sıkı denetim ve kontroller karşısında kurallara uymayan pek çok yabancı okul kapatılmıştır. Bu dönemde faaliyetine devam eden yabancı okullardan bazıları Fransızlara ait St.Joseph, St. Michel, St. Benoit ve Notre Dame de Sion gibi ilk ve ortaöğretim seviyesindeki okullar ile Amerikalılara ait İstanbul’da Robert Kolej, Üsküdar Amerikan Kız Koleji, Tarsus ve İzmir Göztepe’deki Amerikan Kolejleridir. Çoğunluğu ilkokul seviyesinde bazı İtalyan okulları ile İngiliz, Alman, Avusturya, İran ve Bulgar okulları da faaliyetine devam eden okullar arasındadır. Daha önce binlerle ve yüzlerle ifade edilebilen yabancı okulların sayısı Cumhuriyetle beraber onlara kadar inmiştir. Lozan’da kapitülasyonların kaldırılması ve yeni Türkiye Devleti’nin takip ettiği milli eğitim ve kültür politikasının yabancı okullara uygulanmasına ve sıkı kontrollerin getirilmesine rağmen yine de bazı yabancı okulun kurallara uymadığı ve dini propagandaya devam ettiği görülmüştür. Buna en açık örnek sözkonusu okullara gönderilen talimatlara rağmen dini tasvirlerin kaldırılmadığı, Türk ve Müslüman öğrencilerin Pazar günleri ayinlere ***ürüldüğü, ders kitaplarında İncil’den pasajların yer aldığı , Türkçe derslerinin layıkıyla verilmediği hususları sıklıkla karşılaşılan problemler arasındadır. Bu kurallardan birine veya birkaçına uymayan okulların kapatıldığı görülür. Bu amaçla 1924 yılı Nisanında 40’a yakın İtalyan ve Fransız okulu kapatılmıştır. Yine Bursa Amerikan Kız Koleji de din propagandası yapıldığı gerekçesiyle 1928 yılında kapatılan okullar arasındadır[34]. Türk Hükümeti’nin yabancı okullar konusundaki bu tavizsiz tavırlarından dolayı, misyonerlerin faaliyetlerini devam ettirebilmek için taktik değiştirme yoluna gittikleri görülür. Çalışmalarını açıktan yürütemeyeceklerini anlayan bir kısım misyonerler kendi ifadeleriyle yeni dönemde takip edecekleri eğitimin adını ‘ahlaki eğitim’ olarak nitelendirip, ‘isimsiz Hıristiyanlık (unnamed christianity)’ altında gizliden din propagandası yapmaya devam edecekleri doğrultusunda karar alırlar. Ancak bu yolla çoğunluğu Türk ve Müslümanlardan oluşan öğrencilerini etkileyerek kişiliklerini değiştirmede başarılı olacaklarına inanıyorlardı. Bu konuda American Board’un 1923 tarihli yıllık raporunda şöyle denilmektedir[35]: “ Kapitülasyonların kaldırılmasının misyonerler üzerindeki etkisi çok derin oldu. Bir kere Türkiye’de misyonerlikle meşgul olan herkesin zihniyetini değiştirmesi gerekir. Artık kurumlarının ecnebi ve yabancı devlet himayesinde olduğunu akıllarından çıkarmasınlar. Bu kurumlar ülkenin kanunlarına ve herkese karşı aynı olan adalete göre kendilerini yeniden düzenlesinler. Hayatlarının ve mülklerinin ülkenin diğer insanlarınınkine göre hiçbir üstünlüğü yoktur. Artık misyonerler kendilerinin dışarıdan teminat altına alınmış bir adaletin imtiyazlı savunucuları oldukları fikrini bıraksınlar. İnsanların içinde inşa edilen adalet duygusunun cazip destekleyicisi olsunlar. Misyoner teşkilatımıza maddi manevi yardımda bulunanların Türk yönetimi altındaki Amerikan misyonerlerinin bu durumlarına karşı tavırlarını yeniden ayarlamaları imkansız değil sadece güç olacaktır...” . Aynı kurumun 1924 tarihli bir raporunda ise şöyle denilmektedir[36]. “Hıristiyan öğretmenler...hıristiyan düşünce ve yaşam temelinde yatan prensipleri öğrencilere aktaracaklar, böylece misyonerlik Türk öğrencilerinin hayatına Hıristiyan karakterini sokma fırsatına kavuşacaktır...”. Bir kısım misyonere göre ise, Hıristiyanlığın tebliği, sınıf ve ders saatlerinin dışında tutularak da, Hıristiyan ahlakı ile toplumsal yapısı, kurulacak sıkı dostluklar sayesinde anlatılabilirdi ve bu sayede dinlerini ‘yaşayarak’ yayacaklarına inanıyorlardı. Bu durumu 1927 tarihli American Board’un yıllık raporunda şu şekilde ifade ettiler:[37] “ Kuruluşlar, kişisel ilişkiler kadar etkili değildir, sınıfta öğretim yerine şahsi arkadaşlık netice alır. Misyonerlik faaliyetlerinin meyveleri bu dine dönmüşler değil, İsa’nın yaşayış biçimini izleyecek olanlardır.”. Misyonerler bu amaçlarını aile, aile hayatı, meslek duygusu, insan haklarına saygı , sorumluluk, boş zamanları değerlendirme gibi konular üzerinde durarak gerçekleştirmeye çalışırlar[38]. Talas Amerikan Okulunda öğretmenlik yapan William Griswold bu konuda şunları yazmıştır:[39] “...biz Hıristiyan öğretmenler ahlaklı ve zeki karaktere sahip öğrenciler mezun etmeliyiz...”. Misyoner eğitim ve öğretim kurumlarında verilen derslerde tartışma konularının genellikle İncil’den alındığı; sadakat, temiz kalplilik gibi belirli konularla sadece bir fikre ***üren yolların daima gizli ve isimsiz kalmak kaydıyla Hıristiyanlıktan geçtiği temasının işlendiği bu okullardan mezun olan pekçok kişinin tesbitleri arasında yeralır[40]. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında misyoner okullarındaki bu tip faaliyetlere dikkat çeken haberlere gerek dönemin basınında gerekse misyonerlere ait kaynaklarda rastlamak mümkündür[41]. Yine bu dönemde misyonerlerin takip etmeleri gereken taktikler konusunda James E. Dittles isimli misyoner şu tekliflerde bulunur: [42]1. Hıristiyanlığın doğrudan doğruya bildirilmesi, 2. Açıktan dini iştirakin sağlanması... 3.Zımni dini öğretim. Burada, faaliyetlerin dini olduğunu belli etmeden hıristiyanlık tebliğinin daha çok ilim, çocuk bakımı yahut siyaset gibi ‘‘laik’’şartlar altında yapılması istenir.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Mart 2009   #9 (permalink)
crematory - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
  • Rahat/Root Yönetici
    CRE Şimdi Asker
  • Üyelik tarihi: 04 Temmuz 2008
  • Yaş: 27
  • Mesajlar: 3.261
  • Konular: 1687
  • Ettiği Teşekkür: 67
    241 Mesajında 471 Kez Teşekkür Aldı
Standart

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Cevap: 19. yy'da Osmanli İmp.'nun Avrupadaki Topraklarinda ABD Misyoner Faaliyetleri

Ayrıca, Türklerin arasına katılınarak insani hareketlerle halkın sempatisinin kazanılması ve dini telkinlerde bulunulması tavsiye edilmektedir. Bir diğer yol ise, zımni yani örtülü olarak dolaylı yollardan dini öğretim tekniğinin uygulanmasıdır. Aynı yazıda bu son taktiğin Cumhuriyetin ilanından itibaren son otuz yılda takip edilen bir metot olduğu vurgulanmaktadır. 1960’lı yıllarda Türk basınında yer alan bazı haberlerde, Birleşmiş Kiliseler ve Dünya Misyonerlerinin İstanbul’daki merkezleri olan “Bible House”(İncil Evi) tarafından yayınlanan bir broşürden söz edilmektedir. Bu broşürde Hıristiyanlığı Yakın Doğu’da ve özellikle Türkiye’de yaymak isteyen Misyon Teşkilatı’nın Tarsus, Üsküdar ve İzmir’deki Amerikan Kolejlerinin isimlerinden bahsedilerek, anılan eğitim kurumlarının gayelerine uygun hizmetlerinden dolayı kiliselerin yapmış olduğu sınırsız maddi yardımlardan bahsedildiği yazılmaktadır. Aynı broşürde devamla, son kırk yıldır misyon üyelerinin özellikle Türkiye’de Hıristiyanlığı sistematik bir şekilde aşılamaya başarılı oldukları, dolayısıyla bu gaye için grup halinde çalışan Öğretmen, Doktor, Hastabakıcı vs. misyonerlerin Dünya Kiliselerinden devamlı maddi yardım gördüğü ve amaçlarına erişmek için her türlü yola başvurulduğu ifade ediliyordu. Ayrıca Türkiye’deki okullara son bir içinde yüzyirmi misyonerin sokulmuş olması ‘Teşkilatın büyük başarısı’ olarak belirtilmiş ve üyeler bu konudaki başarılarından dolayı tebrik edilmiştir[43]. ‘Bible House’ 1966 yılındaki gizli çalışmalarını Ankara’ya nakleder ve Birleşmiş Kiliseler buraya otuz misyoner daha gönderir. Daha önce 92 milyon lira olan yıllık tahsisat 1966’da 130 milyona çıkarılır. Aynı yıllarda Hıristiyan misyoner örgütünün İstanbul’daki okul ve hastanelerinde görevli öğretmen, doktor ve hastabakıcı sayısı 288 olarak verilirken, Kiliseler Birliği’nin ‘Bible House’a 50 milyon Türk Lirası ek yardımda bulunulacağı da belirtiliyordu. Bu teşkilatın bütçesinin 1973 yılına gelindiğinde 500 milyonun üzerine çıktığı görülür. Yukarıdaki rakamlar da göstermektedir ki, yapılan yardımların boşuna olmadığı ve Türkiye’de sinsice yürütülen misyonerlik faaliyetlerinin bir şekilde sürmekte olduğudur. 5.SONUÇ Türkiye’nin coğrafi konumu, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir alanda yer alması, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olması, dünyanın değişik medeniyet ve kültürlerine beşiklik yapmış bir bölgesinde bulunması, yüzyıllardan beri çeşitli tehditlere maruz kalmasına vesile teşkil etmektedir. Bir başka deyişle jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemi yüzünden bölgede menfaati olan ve dolayısıyla Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen çevreler tarafından her yol denenerek ülkemize yönelik örtülü ve sinsice yürütülen pek çok faaliyetin sürdürüldüğü bilinmektedir. Bu tehlikelerden biri de Türkiye’de yüzyıllardır yürütülen misyonerlik faaliyetleridir. Önceleri dini gayelerle başlayan bu faaaliyetler, daha sonra ait oldukları ülkelerin emperyalist gayelerini gerçekleştirmek için siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik nüfuz sağlamanın yollarından biri olarak kullanıldı. Sözkonusu amaçlarını gerçekleştirebilmek için gittikleri toplumları kendi dinlerinden, dillerinden ve kültürlerinden koparmanın yollarını deneyen misyonerler, takip ettikleri metotlarla kültürsüzleştirdikleri toplum üzerinde etkili olmaya çalışırlar. Böylece kültür emperyalizminin öncülüğünü yapan misyonerler, ortaya çıkan boşluktan yararlanarak kendi din, dil ve kültürlerini yerleştirmek için çaba sarfederler. Bunun için en fazla eğitim ve öğretim kurumları ile sağlık kuruluşlarını kullanmışlardır. Açtıkları bu kurumlarda yürüttükleri çalışmalarla Osmanlı toplumundaki etnik ve dini bakımdan farklılıklar gösteren unsurların bağımsızlık hareketlerine zemin hazırladılar. Eskiden olduğu gibi günümüz Türkiyesi’nde de gerek anılan kurumlarda verilen eğitim yoluyla gerekse yasal olmayan yollardan ülkeye soktukları yayınlarla misyonerlik faaliyetlerine gizli, açık ya da örtülü olarak devam edildiği görülmektedir. Bu tür etkilerden kurtulabilmek için toplumun her kesiminin gerek eğitim ve öğretim kurumları vasıtasıyla gerekse kitle iletişim araçları yoluyla gerekli bilgilerle aydınlatılması ve sözkonusu faaliyetlerin kontrol altında tutulmasında yarar vardır.
Bu konu yada mesaj "www.turkishajan.com" sitesine aittir.
__________________

Ondandır Bu Vazokonstraktif Atılımgaçlarım Nazal Seviyede Ondan İnhibitör Seviyem Yüksek...

Bu İmzamı Çalan Kişilerin, Kendi Kendine Oluşturabilecekleri Bir İmza Yokmu?
Özenti Gençlik

Arkasından İş Çevirdiğim Kişiler, Geçmişte Arkamdan İş Çevirenleredir...

Pesimden Gelen Tek Sey Golgemdir...
(Anlayana)


Peşime Düşecek, Beni Lanetliyecek, Peşime Köpekler Salacaksınız. Bunların Olmasıda Gerekiyor...
Çünkü Bazen Gerçek Yeterince İyi Değildir. Bazıları Fazlasını Hakeder. Bazen İnsanlar İnançlarının Ödülünü Alır...


"Ya Bir Kahraman Olarak Ölürsün Yada Yeterince Uzun Yaşayıp Haine Dönüştüğünü Görürsün."

__________________________________________________

crematory isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu açCevapla

Etiketler
abd , avrupadaki , faaliyetleri , misyoner , osmanli , topraklarinda , İmpnun , yyda

Seçenekler
Stil



Saat: 07:22.

Powered By vBulletin Version 3.x.x
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Tüm Telif Hakları TurkishAjan'a Aittir © 2008 - 2011
TurkishAjan.Com/Net/Org l Turk Hack ve Güvenlik Forumları



Sitemiz; hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. 5651 sayılı yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple sitemiz, "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri abuse[at]turkishajan[dot]com mail adresinden yada İletişim bölümünden bizlere ulaşabilirler.


5, 6, 9, 12, 8, 11, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 216, 151, 19, 328, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 141, 28, 29, 30, 176, 31, 32, 33, 34, 36, 37, 38, 39, 197, 193, 192, 189, 198, 48, 49, 191, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 190, 59, 60, 61, 62, 63, 199, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 211, 85, 86, 97, 98, 179, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 110, 194, 195, 196, 188, 120, 121, 122, 271, 136, 142, 140, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 177, 178, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 200, 201, 214, 215, 219, 235, 236, 270, 218, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 234, 242, 240, 269, 272, 233, 268, 247, 237, 248, 238, 239, 241, 243, 244, 245, 246, 251, 249, 250, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 321, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 273, 275, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 292, 317, 319, 318, 316, 310, 311, 312, 313, 314, 320, 324, 323, 326, 327,